Labne Dolgulu Elmalı Kek

Merhaba, uzun süredir sizlerle yazdığım hikayelerden birini paylaşmak istiyordum. Görüş ve önerilerinize sonuna kadar açığım, hatta memnun mutlu olurum.

(Hikayenin sonunda tarifi bulabilirsiniz)

Masa

Bir eşya, yeni olmaktan ne zaman çıkar? Kenarı, köşesi yıpranınca mı yoksa bizimle beraber, tıpkı ruhumuz gibi, onu eskitecek bir şeyler yaşadıkça mı?

Duvarlarının yarısı yeni sulanmış çim yeşili, diğer yarısı ise çiçekli duvar kağıtlarıyla kaplı salonumuzun – ah, ne çok ısrar etmiştin duvar kağıtları için!- ortasında duran bir masa var. Biz de varız sanırım çünkü karşılıklı oturduğumuz bir yer olmalı mutlaka, zihnimiz gibi boşlukta süzülüyor olamayız. Bu masa, ceviz ağacından, koyu vernikli, damarları sanki içinden kan akıyormuş gibi, capcanlı. Ayakları benden sağlam basıyor yere, sallanmıyor asla, benim gibi en küçük darbede tepetaklak olmayacağı çok belli. Hatta alalı kim bilir kaç ay olmasına rağmen burnunu yaklaştırdığında hala yeni mobilya kokusu geliyor, insanın içine yeni bir şeyler almanın o anlamsız sevincini dolduruyor. Ben de ise o yeni kokusundan eser kalmadı, hatta belki o koku annemin karnından çıktığım ilk günde bile bende olmadı.

Masayı bir vitrinde gördüm, ihtiyacımız var mı yok mu diye düşünmeden aldım, getirdim, beraber kurduk. Sıcaktı, Ağustos’tu, bittiğinde karnımız acıkmıştı, o yapış yapış sıcakta bir şey yenmez diye karpuz peynir yemiştik, çıplak masanın üzerinde ilk yemeğimizdi. Sonra sen Salı pazarından kahverengili, sarılı, pötikareli bir örtü aldın, üzerine cam bir vazo koydun, içine sapsarı kasımpatıları bıraktın. Ben ruhumu emen bir iş gününden gelip gördüğümde kendimi hayatımda ilk kez evimde hissettim. Korktum, öyle korktum ki, korkmaktan mutlu olamadım, evim varsa yıkılabilecek bir şeyim var demekti artık, sen bana kaybedeceğim bir şey vermiş oldun, beni kaybedecek bir şeyi olan yüreği ağır insanlardan yaptın, içimden sana kızdım. Dışımdan ise kendisine sıcak bir ev veren birine minnet duyacak her insan gibi, alnını öptüm.

Şimdi anlıyorum ki haklıydım. Bugün, bir Ekim sabahına en çok yakışacak çiçekler olan kasımpatılar, kavga etmemizi istemeyen küçük çocuklar gibi ortamızda durup, bizim kasvet dolu ruhumuza biraz olsun ışık vermeye çalışırken, evimizde bir tek bu masa bu kadar sağlam olduğundan belki, ikimizde de büyük bir yük halini almış ilişkimizi bu masaya yatırdık boylu boyunca. Artık hiçbir merak kalmamış gözlerle inceliyoruz onu, sonu nereye varacak, bu incelemenin sonunda biz ne kadar eskiyeceğiz, masa ne kadar eskiyecek, kasımpatılar solacak mı, bilmiyoruz. Ama aynı kalması imkansız her şeyin.

Çünkü şimdi biz bugün bu masanın üzerinde yediysek son yemeğimizi, son kahvemizi iki taşım kaynatıp, bu masanın üzerinden birbirimize bakamadan içtiysek ve sen bu evin duvarları arasında çürümüş bir battaniye gibi dolabın en dibinde bırakacağın hayatından, mis kokulu yeni hayatına gitmek için ince, yüzüksüz ellerini bu masaya dayayıp, ceviz ağacının sağlamlığından destek alarak kalktıysan, bu masa nasıl hala aynı kaldı derim?

Şu geçtiğimiz iki saatte anladım ki kalbi dakikada yüz yirmi atan ademoğlu, midesi içine attığı tüm sinirden ekşimiş ve karnı söylemek isteyip de söyleyemediği onca şeyle şişmiş, takriben 2O yıl kadar yaşlanabiliyormuş. Asıl kötü olan, ben böyle değişirken sen aynı kaldın. Haksızlık bu. Hem sana bir şey diyeyim mi, bu evde beni böyle bir başıma bırakıp gidiyorsun da, dışarıdaki dünya o kadar güzel bir yer değil ki. Bizim seninle bu eve ilk girdiğimiz gibi değil artık hiçbir şey. İnsanlar değişti, sokaklar değişti, seninle gittiğimiz birçok yer yok artık, kapandı gitti o güzelim çay bahçeleri, o çay bahçelerindeki ağaçlar, yaprakları kim bilir nereye dökülüyor şimdi, ağaçlar yerinde kaldıysa tabii.

Hem seni kırdığım tüm anları, anlamadığım tüm zamanları, benim yüzümden ekleme içtiğin tüm sigaraları, uykusuz gecelerin mirası göz altı torbalarını, yarım kalan gülüşlerini, ararken bulamadığın bakışlarımı, bu masanın üzerine koyup gidiyorsun da, bu dört ayak bu koca yükü ne kadar taşıyabilir? Bunların hepsi, bu küçük şeylerin hepsi, sulamayı unuttuğum çiçeklerin, yem vermeyi unuttuğum zavallı japon balıkların, beş yüz defa hatırlatsan da ödemeyi atladığım faturalar, annenler yemeğe çağırdığında son anda bir mazeret bulup da seni yalnız gönderdiğim akşamlar, bu küçük şeylerin hepsi, koca, sulu, kırmızı bir elmanın içine girmiş minicik bir kurt gibi, içimize girip, kemire kemire, biz denen şeyi, biz fark etmeden, nasıl da bitirdi. Küçücük bir delik koca bir havuzu, biz doldurmaya çalıştıkça nasıl da boşalttı, buna biz nasıl izin verdik?

Bunca söylediklerim hiçbir işe yaramadı, kelimeler sandığımız kadar da güçlü değil sanırım. En azından duygulardan güçlü değiller, hissettiklerimiz, duyduklarımızla bastırılamıyor çünkü ben hala konuşurken sen gidiverdin, kapının kapanırken çıkardığı ufak tık, kendinden emin çıkmaya çalıştıkça daha da incelen ve zavallı bir hal alan sesimi kesiverdi. Masa ve ben kaldık. Artık akşam yemeklerimizi beraber yiyeceğiz, senin bacakların yerine onun bacakları, senin yüzün yerine onun yüzü, senin göğsünde uyuyakalmak yerine onun üstünde uyuyakalmak, sana dayanmak yerine ona dayanmak, olsun. Ben zaten hiçbir zaman dört ayak üzerine düşemedim bu hayatta, beni bırakıp gitmeyecek dört ayaklı masam dışında.

 

Labne Dolgulu Elmalı Kek

labnelı elmalı

Malzemeler

  • 3 yumurta
  • Yarım su bardağı hindistan cevizi şekeri
  • yarım su bardağı pudra şekeri
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 çay bardağı süt
  • 1 bardak normal un
  • yarım bardaktan biraz fazla tam buğday unu
  • 1 tatlı kaşığı tarçın
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket labne + 1 çay bardağı pudra şekeri
  • 1 adet elma

Yapılışı

  1. Önce elmayı soyup, küp küp keselim.
  2. küçük bir tavada bir tatlı kaşığı tereyağı ve 2 tatlı kaşığı esmer şekeri eritelim.
  3. Elmaları da ekleyip elmalar yumuşayıncaya kadar pişirelim. Soğumaya bırakalım.
  4. Fırınımızı 18O dereceye ayarlayalım.
  5. yumurta ve şekeri güzelce çırpalım.
  6. Sıvı yağ ve sütü ekleyelim. Çırpalım.
  7. Un, tarçın, kabartma tozunu karıştıralım ve iki defada karışıma ekleyelim.
  8. Elmaları da kek karışımına ekleyelim. Spatula ile yavaşça karıştıralım.
  9. başka bir kapta labne peyniri ve pudra şekerini güzelce çırpalım.
  10. Kek kalıbımızı yağlayalım veya yağlı kağıt serelim.
  11. Kek karışımının yarısını tabana yayalım.
  12. Daha sonra labne karışımını üzerine döküp yayalım.
  13. Kalan kek karışımını da üzerini kapayacak şekilde yayalım ve fırına verelim.
  14. İyice kızarana kadar fırında tutalım.
  15. Servis ederken bir elmayı güzelce karamelize edip, karamel sosla beraber üzerine dökebilirsiniz veya dondurma ile servis edebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s