Limonlu Nar Reçelli Kek

Bitkiler en küçüğünden en büyüğüne her yerdeler, dünya su ve onlardan oluşuyor zaten. Film sahnelerinde de romanlarda da en sevdiğim mekan kullanımları su ve ormandır, suyun kenarına giden veya ormanın içine giren insanla dönüşteki insan asla aynı olmaz, mutlaka özüne daha yakınlaşmış, daha evrensel bir varoluş anlayışını benimsemiş olarak çıkar oradan ve eğer bunu yapamazsa da doğa onun yaşamasına izin vermez, onu oradan çıkartmaz. İyi karakterlerin filmin sonunda kurtulduğunu, kötülerin ise yok olup gittiğini görmemiz bundandır. İyiler, var olabilmek için gerekli olan dünyayla bir olma gücünü yüreklerinde bulmuşlardır, kötüler ise egolarının kurbanı olmuşlardır ve bu dünyada onlara yer yoktur.

Bitkiler zihnimizde ve ruhumuzda öyle büyük yere sahiptir ki, yeri gelir onlar da şifa ararız, onlara inanırız, onlar toprak ananın çocuklarıdır, tıpkı bizim gibi ve  kardeşlerimizle bağlantıya geçtikçe biz de toprak anaya daha çok kök saldığımızı hissederiz, bir olma hissiyatımız artar. Şehir de yaşasak dahi gündelik hayatın vahşetinden balkonumuzda küçük bir bahçe yaratarak kaçarız, oraya kapanıp içimizdeki öze ulaşmaya çalışırız. Benliğimizde bunca yer etmiş bitkiler mitolojilerde, halk hikayelerinde karşımıza çıkar. Deniz Gezgin’in Bitki Mitosları isimli kitabında bitkilerin hangi mitolojilerde nasıl roller oynadığını okuruz, anlamsal ilişkimizin bin yıllardır süregelen bir şey olduğu aşikardır. Bu kadar eskiden beri var olan bu ilişki, kültürel ve yerel sınırlamalardan özgürleşmiş, bütünselliğiyle gerçekliğin en saf noktasına ulaşmıştır aslında.

Bitkiler de tıpkı bizim gibi yaşayan varlıklardır. Bitkilerin Bildikleri isimli kitabında Daniel Chamovitz bitkilerinde duyabildiğini, görebildiğini, dokunabildiğini, yanındaki bitkinin kesildiğinden odadaki yerinin değiştirildiğine kadar birçok şeyi algılayabildiğini anlatır. Hatta çok başka bir şey söylemek için ele aldığı bir bitkinin davranış biçimi bana belli bir insan tipini öyle çok anımsattı ki, gözümde daha da insansılaştılar. Halbuki bir canlıya saygı duymak için onu insansılaştırmaya gerek duymamalıyız ama bu başka.

Kuzey Amerika’da yaşayan Küsküt isimli bir bitkiden bahsediyor Chamovitz. Bu bitkinin kendi içinde ışığı emip, büyümek için gerekli şekilde kullanacak potansiyeli yok ancak yine de büyümeyi başarıyor. Nasıl mı? Çevresindeki büyüyüp, serpilecek bitkilerin köklerine tüm gücüyle sarılıp onların enerjisini emerek. Böylece asıl potansiyele sahip bitkiler gittikçe kururken, bu küsküt çiçeği onlardan çaldığı enerjiyle her geçen gün daha da göz alıcı bir hale geliyor. Ne kadar insansı bir davranış değil mi? Bizim çevremizde de böyle kendi içinde hiçbir potansiyel barındırmayan, ışığı alamayan, ışığı çalıştıramayan ve bu nedenle bunu yapabilenlere yapışıp onların hayatlarını ve enerjilerini sömüren insanlar yok mu? Çok var hem de. En kötüsü ise, toprağın altında neler olup bittiğini bilmeyen, sadece yüzeyi gören insanların dışarıdan baktığında küsküt çiçeğinin güzelliğine hayran olurken, onun içten içe tükettiği bitkiye ‘ne kadar çirkin’ diyecek olması…

Okumak böyle işte, geri dönülmez bir yol. En sıradan görünen nesneleri ve eylemleri bile sıradışı bir hale getirebilir, insanın duygu ve düşünce dünyasını olduğu kadar çevresindeki en küçük mikroorganizmadan en kapsamlı makro anlayışa kadar her konudaki algısını da geliştirir. Bu anlayış ruha ve zihne bazen, hatta çoğu zaman, bu dünyada varolmayı sancılı bir hale getiren aşırı bir farkındalık olarak geri döner ama olsun, yine de değer.

Böyle zamanlarda, yani her şeyin olağanüstü bir mucize gibi göründüğü zamanlarda, en gündelik eylemleri yapmaya başlamak insanın varoluşsal sancılarını biraz dindirebilir. Ben de bu anlardan birinde dolaptaki limonlara ve nar reçeline sarıldım. Ah Nar, ne çok anlamın varmış mitolojide, kimi zaman doğurganlık sembolü olmuşsun, çoğu zaman bereket, Side adını senden almış meğer, Persephone seni yemiş ve mahkum olmuş ölüler ülkesinde kalmaya, Kur’an da İsa’nın havarilerine indirilen sofrada kendine yer bulmuşsun, Zerdüştler Havva ve Adem’in doğumgününü seninle kutlamışlar. Şimdi de benim kekimdesin, küçük kırmızı tanelerin ve tatlı ekşi tadınla benim de soframı zenginleştireceksin.

Bir bitki olmak ne güzeldir bazen…Bunca derin anlamları sezince ve toprak anaya yakınlığını gördükçe insanın canı çeker onlardan olmayı. Ben de bu hislerle bir şiir yazdım, umarım beğenirsiniz. Şiirin sonunda da tarifi bulacaksınız. Şimdiden afiyet olsun.

Yeter insan olduğum bunca sene ey hayat, duy beni,

Ben artık bir limon ağacı olmak istiyorum,

Yemyeşil yapraklarımı uzatmak gökyüzüne, güneşi içime çekmek, köklerimi toprağa salmak.

Sarı, sarı, sapsarı, güneşin en tatlı sarılarından olsun meyvelerim,

Hepsinin üstü pütür pütür ve içinde acımtırak çekirdekler saklı.

Benden koca bir ısırık alamasın insanlar,

Yüzlerinin ekşiyeceğini,

Midelerinin yanacağını bildiklerinden damla damla içsinler beni,

İçime şeker katsınlar, ancak o zaman kana kana içsinler. 

Hiçbir salata bensiz bir şeye benzemesin, hiçbir meze bensiz yenemesin 

Balığa da sıksın canı isteyen, çayına da katsın, tatlısına da koysun, kabuğumu da soysun.

Ben bir limon ağacı olayım yeter ki,

Çok da büyük olmayan bir evin, pek de büyük olmayan bir avlusunda

Tam köşede, duvar dibinde,

Rüzgarın ince dallarımı kırmayacağı kuytu bir yerde,

Babanın yorgun ellerle, tutmaz parmaklarla

İnşallah tutar diye diye bir öğle vakti diktiği,

Dedenin sabah kahvesini höpürdettiği,

Evin çocuklarının akşamüstleri gelip oynadığı, 

Annenin kimseler yokken, karanlık çökünce gizli gizli gelip, 

İçine içine ağladığı, 

Her şeyiyle toprağa tutunmaya çalışan bir limon ağacı olayım. 

Masmavi gökyüzünün altında ve yemyeşil çimlerin üzerinde, 

Beton kaldırımlardan geçen yorgun yüzlerin yüzünde

Sarı, sarı, sapsarı bir gülümseme bırakayım.

 

LİMONLU NAR REÇELLİ KEK

Malzemeler

  • 3 adet yumurta
  • 125 gr yumuşamış margarin
  • 3/4 su bardağı şeker ve 1/4 su bardağı esmer şeker veya hindistan cevizi şekeri
  • 1 buçuk bardak un
  • 1 bardak kabartma tozu
  • 1 çay kaşığı vanilin
  • 1 bardak süt
  • üzeri için yulaf ezmesi
  • 1 paket labne + yarım bardak pudra şekeri
  • istediğiniz kadar nar reçeli (vişne reçeli de olur)bitkiler

Yapılışı

  1. Fırınımızı 18O dereceye ayarlayalım.
  2. Yumuşamış margarin ve şekeri güzelce çırpalım.
  3. Yumurtaları tek tek ekleyerek çırpalım.
  4. Limon kabuğunu rendeleyelim(rendelemeden önce limonunuzu güzelce yıkayın ve kurulayın. Islak limonu rendelemek çok zor olacaktır.) 2 tatlı kaşığı limon suyuyla beraber bu sıvı karışıma ekleyelim.
  5. Un ve kabartma tozunu bir kapta karıştıralım.
  6. Sıvı karışıma 3’te birini ekleyelim ve karıştıralım.
  7. Daha sonra sütün 3’te birini ekleyelim ve karıştıralım.
  8. Bu şekilde sırayla un ve süt bitene kadar ekleyelim.
  9. Bir kapta labne peyniri ve şekeri karıştıralım. İsterseniz burada da limon kabuğu rendesi ve limon suyu ekleyebilirsiniz.
  10. Yağladığımız fırın kabına hamur karışımının yarısını yayalım.
  11. Üzerine önce labneyi eşit şekilde dağıtalım. Sonra da nar reçelini kaşıkla koyalım ve yayalım.
  12. Geri kalan hamur karışımını da üzerine yayarak ekleyelim.
  13. En son yulaf ezmesiyle üzerini süsleyip fırına verelim.
  14. İlk 15 dakika 18O derecede, sonra iyice kızarana kadar 16O derecede pişirelim.
  15. Soğutup servis etmemiz labne olduğu için daha iyi olacaktır.

Afiyet bal şeker olsun.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s