Bal kabaklı Cheesecake ve Doğa Ana

B5FAB999-25F3-414D-8FE9-D0E6CE5ED34B

Küçükken ‘Life with Louie’ diye bir çizgi film vardı ve orada Louie’nin annesi ona hep ‘benim küçük bal kabağım’ diye seslenirdi. O çizgi filmi annem de ben de çok severdik ve zaman geçtikçe annem de bana ‘küçük bal kabağım’ diye seslenmeye başladı, koca kazık olmama rağmen hala da öyle seslenir. Bal kabağının tadını da büyüdükçe ve tattıkça çok ama çok sevdim. Onunla ilgili asıl sevdiğim şey ise, kendisinden 1 tane alınca en az üç farklı yemek çıkarabiliyor olmam: bal kabağı çorbası, mücver ve son olarak bir tatlı. Bal kabağının tahinli, cevizli halini hepimiz biliriz ancak yurt dışında genelde turtası ve cheesecake versiyonu yapılır. Ben de bu sene büyük bir hevesle cheesecake yaptım ve eşime tattırdığımda kocaman gözlerle yüzündeki ifadeyi izlemeye koyuldum;

İlk kez yapılan bir tatlının alacağı tepkiyi beklemek öyle heyecanlı ki sakin kalmak ve sabırlı olmak, tadan kişi kötü bir şey söylerse dünyam yıkılacak olmasına rağmen gerçek yorumlarını saklamasın diye sanki çok da önemsemiyormuş gibi soğukkanlı olmaya çalışmak gerçekten çok zor.

Neyse ki eşimin ağzından dökülen ilk kelimeler ‘bu tatlı Tanrı’ların ağzına layık olmuş!’ Oldu da ben de rahat bir nefes aldım.

Tanrı’lar ve Tanrıçalar benim tatlımı sever miydi acaba bilemiyorum ancak son zamanlarda, özellikle evlendikten ve ütü, bulaşık, çamaşır, yemek yapmak, yerleri silmek hayatımın rutin işleri haline geldikten sonra bizim bu göklere kurulan, bir elinde yağ bir elinde bal, her şeye hükmeden, yaratan ve üreten tanrıçalara ne oldu  diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Bir canlının cinsiyetinin, yani üzerinde hiçbir hükmü olmadığı, varlığının en önemli parçalarından birinin, onun kaderini belirlemesi hakkında dikkatlice düşündüğümüzde cinsiyetimizin hayatımızı bu kadar belirlemesi bizi hayrete düşürmesi gereken bir olgu. Coğrafya insanın kaderidir, doğru ancak cinsiyet de en az coğrafya kadar insanın hayatını nasıl sürdüreceği hakkında rastlantısal ancak belirleyici bir rol oynar. Bazı toplumlarda erkek olmak zordur, erkekten evini geçindirmesi, ‘namusunu koruması’, askere giderek ‘erkekliğini’ kanıtlaması, eşine ve çocuklarını sözünü geçirmesi beklenir. Bunları yapamayan veya kendi inandığı doğruları toplumun doğrularıyla çatıştığı için bunları yapmayı reddeden erkek, adam olmamakla, aşağı bir ırk olarak görülen ‘karı gibi olmakla’, pısırık olmakla suçlanır ve dışlanır. Aynı şekilde bir kadın olarak bu dünyaya gelmişseniz bazı ülkelerde başınızı kapatmanız, bazı ülkelerde hayatınızı çocuk doğurmaya adamanız, bazı ülkelerde eşinizden her türlü hakaret ve şiddeti görüp sessiz kalmanız beklenir, ‘namus’ adı altında öldürülmeniz, yakılmanız, dövülmeniz herkes tarafından kabul görür, hatta desteklenir. Kısacası cinsiyetimiz, kaderimizi belirler.

Fakat özellikle kadın cinsiyeti söz konusu olduğunda bu noktaya nasıl geldiğimizi merak etmekten kendimi alamıyorum. Kadın özellikle doğurma ve yeniden yaratma, kendisi doğurmasa da yaratılmış olana bakma ve onu hayatta tutma gücüyle Doğa ana, Tabiat ana gibi tüm dünyaya atfettiğimiz bir varlıkken, ayakların altına alınması normal karşılanan bir varlığa nasıl dönüştü?

Kadının toplumdaki yerinin değişmesinde tek tanrılı semavi dinlerin büyük bir rol oynadığı bir gerçektir. Bunu anlamak adına şu an bizim sembolik olarak değerlendirdiğimiz için mitolojik dediğimiz ancak o dönemin dinleri olan antik çağ ve Mezopotomya dinlerindeki yaratılış efsanelerine bakmamız yeterlidir. Antik Yunan’da evreni yaratan varlık, büyük kaostan sonra kendi kendine var olan ve bu varlığından tüm evreni ve dünyamızı yaratan Gaia’dır. Her şey Gaia’dan meydana gelmiştir, Gaia kendi kendine okyanusları, dağları ve gökyüzünü(Uranus) yaratır, daha sonra gökyüzü olan Uranüs ile birleşip diğer tüm Tanrı’ları yaratır. Gaia modern dünyamızda edebiyat eserlerinde ve bilimsel teorilerde bile hala karşımıza çıkar. İsaac Asimov’un iki romanında karşımıza içindeki tüm yaşamın ve bilincin bir olduğu bir gezegen olarak görürüz onu. Bilim dünyasında ise Gaia Teorisi, 70’li yıllarda NASA için çalışan Dr. James Lovelock tarafından öne sürülmüştür. Prensip olarak tüm dünyanın tek bir organizma olduğunu savunur, dünyadaki yaşamın adı Gaia’dır ve buna göre karalar gaia’nın kemikleri, okyanuslar, denizler ve ırmaklar onun dolaşım sistemi, atmosfer onun solunum sistemi, üzerinde yaşayan canlılar da onun sinir sistemidir. Bu sistem sürekli hayatta kalabilmek için kendisini dengede tutar ve bu büyük organizma bir yeri hastalandığında diğer yerlerinden aldığı destekle onu tedavi eder. (Bu teori kapsamında şunu düşünmeden edemiyorum: Belki de şu an Gaia’nın sinir sistemini bir virüs gibi saran ve tedavi yoluyla kurtulması gereken canlılar, biz insanlarızdır.)

68F2EE4F-71E5-4797-BC78-E0612D8E492D

Gaia’nın devamında Yunan mitolojisinde Artemis, Atena, Demeter gibi tanrıçaların dünyadaki adaleti sağlama, ekinleri koruma, bereketi sağlama gibi hayati görevleri varken Ares, Hermes gibi erkek tanrıların görevleri savaş, haber getirip götürme gibi rollerdir. Tüm Tanrı’ların babası Zeus dahi tanrıça Hera’nın kontrolünden ve zulmünden kolay kolay kurtulamaz.

Aynı şekilde medeniyetin beşiği olarak adlandırılan, dünyanın kaderini belirlemiş tüm toplumların çıkış noktası olduğu, kelime anlamı olarak ‘iki nehir arasında’ demek olan ‘Mezopotomya’ kültürlerinde de tanrıçalar çok önemlidir, onlar yerleri, gökleri, denizleri, hayvanları ve insanları yaratan, ekinleri, bitkileri, tüm canlıları koruyan yaratıcı güçlerdir. Örneğin insanlığın en kadim medeniyetlerinden Sümerler’in ana  tanrıçası İnanna dünyadaki tüm yaşamdan sorumluydu, Evren’in sahibiydi, gönlünün istediğiyle birlikte olur, onun birlikteliklerinin sonucunun bırakın ahlaki bir çöküntü olarak görülmeyi, dünyaya bereket getirdiği düşünülürdü. İnanna’ya kendilerini adamış kadınlar bir süre sonra rahibe mevkisine ulaşır ve tapınaklarda toplumun gelirini ve kalkınmasını sağlamak adına para karşılığı cinsel ilişkide bulunurlardı. Hayatlarını İnanna’ya adamış olan bu rahibeler, toplum içinde ayırd edilebilmek adına başlarını örtüyle örterlerdi, toplumda onlara ayrıca saygı duyulur, hürmet edilirdi. Daha sonraki örtünme ritüellerinin de bu kültürden geldiği öne sürülmektedir. (Hayatını Sümer mitolojisine adamış olan saygıdeğer profesörümüz Muazzez İlmiye Çığ, bu örtünme ile İslami örtünme arasında bir bağlantı kurduğu için hakim karşısına dahi çıkmıştır.)

763B0E9E-58E3-452B-8997-D028EF7E68E3

İnanna daha sonra Babil mitolojisinde karşımıza İştar olarak çıkar. İnanna ile görsel ve kültürel olarak aynı güçlere ve özelliklere sahiptir. İştar’ın tapınakları gerçekten çok görkemli ve özenlidir, tüm tanrıların anasıdır, toprak anadır. Aynı şekilde Mısır medeniyetinin en önemli tanrısı, yeryüzünün ve suyun tanrıçası, ölüler diyarının efendisi tanrıça Isis’tir. Kardeşi tanrı Osiris’ten her anlamda daha üstündür, tüm Mısır halkının aralarında hiçbir tartışma yaşanmadan tapındıkları tek Tanrı’dır.

Peki sonra ne oluyor da tanrıçalığın yücelttiği kadın için bu durum tam tersine dönüyor?

Babil mitolojisinin devamına baktığımızda sahneye Marduk adlı Tanrı’nın çıktığını görürüz ve bu tanrı erkek egemen toplumun ilk ayak seslerini bizlere duyurur. Marduk geldiğinde diğer tüm tanrıları savaşarak yener ve onların efendisi olur. MÖ 20. Yüzyıla denk gelen Hammurabi döneminde savaşarak toprak sahibi olmak, fethetmek ve fethedilen yeri korumak artık önem kazanmıştır, yerleşik düzene geçildikçe ve tarım arttıkça değerini kazanan toprak sayesinde kadın ve erkeğin toplumdaki rollerinde yavaş yavaş kadının yuvaya, erkeğin savaşa alanına gitmesine doğru bir bölünme yaşamıştır ve bu nedenle erkeğin toplumdaki önemi artmıştır. Sonuç olarak Hammurabi tarafından en güçlü ve tek tanrı olarak ilan edilen Marduk’tan sonra artık tanrı olmak anaçlıkla, doğurmakla, bereketle, toprakla, üretmekle, dünya üzerindeki her şeyle bir olmakla bağdaştırılan bir şey olmaktan çıkıp, erkeksi güç, savaş, yenmek, cezalandırmak ile bağdaştırılan bir kavram olmuştur. Özellikle semavi dinlerin dini yayma adı altında Cihat etme buyruğu, erkeği toplumda iyice güçlü ve egemen bir konuma getirmiştir. Her ne kadar semavi dinlerdeki tanrının herhangi bir cinsiyeti yoksa da kadını erkekten yaratılmış bir varlığa indirgeyerek erkeğin üstünlüğünü ve cezalandırma, korkutma, yakma gibi insani ve erkeksi duyguların semavi dinlerin Tanrı’sında da bulunması tanrıça ve kadınlar açısından pek de iyi sonuçlar doğurmamıştır.

Bu kavram kaymasının biz insanoğluna getirdiği en büyük kayıp, tanrıçaların döneminde insanın da tıpkı bitkiler, hayvanlar, sular ve dağlar gibi doğanın bir parçası olarak algılanmasının yerini, insanın kendisini doğanın efendisi olarak görmesine bırakması olmuştur. Tanrıça/ Tabiat Ana anlayışının getirdiği merhamet ve her şeyi bir olarak algılamanın sonucu olarak toprak ananın yarattığı her şeyi koruma ve kollama anlayışı yerini, güce sahip olanın zayıf olana hükmetmesine ve gerekirse ona zarar vererek üstünlük kurmasına bırakmıştır. Bu değişim maalesef günümüzde doğayı ve hayvanları katledişimiz olarak bize geri dönmektedir.

E5C47791-6EA4-4DB1-BA96-1C390B9C0678

Türklere özgü bir din olan Şamanizm de insanı doğanın bir parçası olarak görür. Bu dinin kutsal kişileri olan şamanlar başlangıçta erkek değil, kadınlardır. Kadın şamanlar ruhlar tarafından seçilmiş, bu mevkiye gelebilmek için önce ölümü tatmış, parçalanmış, kemik haline getirilmiş, eski ruhlar tarafından yeraltına ve gökyüzüne götürülüp, yeterince işkence edildikten sonra kemiklerine tekrar ruh üflenerek ete bürünen yüce kişilerdir. Şaman kadınların evlenmeleri yasaktır, evlenseler dahi çocuk doğurmaları istenmez. ‘Bu da ev işleriyle ilgilenen kadınların ruhsal bir dünyaya açılmalarının mümkün olamayacağı inancına dayanır. Sıradan kadınlar gibi evlenmemesi, çocuk doğurmaması, ev işleriyle eve hapsedilmemesiyle ayrıcalık oluştururlar.’ (Dr. Fuzuli Bayat, Türk Kültüründe Kadın Şaman,syf71). – Bu bana Nihan Kaya’nın ‘İyi Toplum Yoktur’ kitabındaki ‘Toplumun kendisinden beklentilerini yerine getirmeye çalışan bir kadın, ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar çalışkan, uykusuz, zeki ve yetenekli olursa olsun, kendisine ait bir şey yaratamaz’ sözlerini hatırlattı-. Kadın şamanlar tıpkı eski dönemlerdeki tanrıçalar gibi ruhlarla konuşan, eskiyle yeniyi birbirine bağlayarak şimdiyi tedavi eden, düzelten ve yaşanılır kılan varlıklardır. ‘Kadın ilk hekimdir; ilkel toplumlarda çocuğunu tedavi eden, yaşlılara bakan, kocasını iyileştiren yine kadındır ve bu kadın şaman olsun olmasın, ilk tabip, ilk iyileştiricidir.’ (Türk Kültüründe Kadın Şaman, syf.108)

716CC080-B30F-40DA-BA4D-EDD1D1662CB4.jpeg

Kadının buna benzer, vahşi doğadaki varlığını kaybetmediği ve bu sayede üstün yeteneklere sahip olduğu bir tanımını kendisi de başarılı bir çantalara(öykü ve mit anlatıcısı) olan Clarissa P. Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında bulabiliriz. Bu kitapta Estes, farklı kültürlerde yer alan kadın mitlerini ve masallarını vermek istedikleri sembolik mesajları deşifre ederek bizlere aktarıyor ve bu sayede kadının doğadan ve doğanın verdiği güçlerden mahrum kalmadığı haliyle bağlantı kurmasını sağlamaya çalışıyor. Özellikle Texas – Meksika sınırında öyküsü anlatılan bilge kadın La Loba ile başlıyor anlatmaya. La Loba’da kadın şamanın parçalanmış, ruhlarla seyahat ediş, yeryüzü ve yeraltına seyahat etme, kemik haline gelip sonra tekrar ete bürünme gibi birçok ana temel özelliğini taşıyor. Tıpkı kadın şamanlar gibi La Loba’larda önce yolunu kaybeder, bir kemik yığınına dönüşür ancak zamanla, doğru şarkıyı söyledikçe, ruhun vahşi psişik kalıntıları yeniden canlanır ve kemikler ete bürünerek tekrar hayata döner. Burada La Loba’nın asıl görevi tıpkı Şaman kadın gibi geçmişi çağırmaktır;

Kadınlar olarak, kendimizin ölü ve parçalanmış kısımlarımızı geri çağırmak, hayatın kendisinin ölü ve parçalanmış kısımlarını geri çağırmak bizim meditasyon pratiğimizdir. Ölmüş olandan yeni bir şey yaratan, her zaman için iki taraflı bir arketiptir. Yaratıcı Anne her zaman Ölüm Anne’dir ve bunun tersi de geçerlidir.

Bahçenin hayatla ve ölümle somut bir bağlantısı vardır. Bir bahçenin başına ne gelirse, ruhun ve psişenin de başına gelebilir; susuz kalabilir, çok sulanabilir, böceklenebilir; sıcak ya da sel basabilir; fırtına vurabilir; mucizeler görebilir; kuruyabilir; canlanabilir…Bahçenin hayatı sırasında kadınlar bir günlük tutarak hayat verici ve hayat alıcı şeyleri kaydederler. Kaydedilen her şey psişik bir çorba hazırlar. Bahçede düşünceleri, fikirleri, tercihleri, arzuları ve hatta kayıpları hem yaşamaya hem de ölmeye bırakma alıştırması yaparız. Diker, söker , gömeriz. Tohumu kurutur, Eker, nemlendirir, besler, hasat ederiz

Kısacası insanın doğadan kopmadığı eski inanışların tümünde kadın, doğanın kendisi demektir, içinde hem hayatı hem de ölümü barındırır ve neyin yaşayıp neyin öleceğine karar vererek dünyayı ve insanları dengede tutar.

Babil kültüründeki Marduk’un erkek tek Tanrı olmasından sonra, kadının değişen toplum düzeniyle birlikte dindeki evrimine baktığımızda semavi dinlerin tümünde kadının erkekten daha aşağı bir konumda olduğunu, eve, ev işlerine, çocuk doğurma ve büyütmeye mahkum edildiğini görüyoruz. Kadın, zaman içinde tanrıçalığını ve dünyayla bir olmayı kaybettikçe, biz de bizi tanrı olmaya yaklaştıran merhamet ve yaratma gücümüzü kaybettik. Tanrı’lar tanrıçaları öldürüp, onlarına tahtlarına kuruldukça bizler de ormanları yaktık, ağaçları kestik, denizleri kirlettik, balinaları öldürdük, birçok hayvanı dünya üzerinden sildik ve birbirimize karşı şefkat ve vicdanımızı kaybettik. Şimdi birçok insan depresyondan, sebebini bilmediği bir iç sıkıntısından, mutlu olamamaktan bahsediyor, neredeyse herkesin uyku problemi var, birçok insan kimseye bağlanamamaktan şikayetçi, birçok insan hayatını değiştirememekten dert yanıyor çünkü hepimiz bunları yapmak için gerekli olan doğa anayla bağımızı gün geçtikçe kaybediyoruz. Doğa acı çektikçe bizim de doğadan ayrı bir varlık olmadığımız için acı çekmeye devam edeceğimizi bir türlü anlayamıyoruz.

660B56BF-D27E-403E-B80F-83B54547D2F3

Kadına ve insana toplumdaki değeri geri verilmedikçe de Gaia ile birlikte bizler de bu şekilde acı çekmeye devam edeceğiz…

Ben cheesecake tarifini vereyim de hem yaparken hem yerken belki sizin de aklınızda soru işaretleri oluşur…

BAL KABAKLI CHEESECAKE

F5400319-CFF6-4D7E-ACE0-F6FC6E3909D9

 

12 kişilik / 15 dakika hazırlık / 40 dk pişirme

Malzemeler

  • 1 su bardağı bal kabağı, küp küp doğranmış
  • 1 su bardağı şeker
  • yarım su bardağı su
  • 1 paket karamelli bisküvi (Lotus çok iyi ama pahalı, McVities çıkarmış, çok lezzetli ve uygun fiyatlı)
  • 3 – 4 kaşık tereyağı
  • yarım bardak fındık, kırılmış
  • 3 paket labne
  • 1 paket krema
  • 1 su bardağı pudra şekeri
  • 1 – 2 damla vanilya esansı veya 1 paket vanilin
  • 1 yumurta

TARİF
Öncelikle karamelli bisküvileri toz haline getirelim ve Fındık’larla karıştıralım.
Tereyağını eritip bisküvilerle karıştıralım.
Yağlı kağıt serdiğimiz 23 veya 26 cm’Lik kabımızın tabanına güzelce bastırarak yayalım.
Buzdolabına kaldıralım.
Bal kabaklarını su ve şekerle bir tencereye koyup yarım saat veya hafif yumuşayana kadar pişirelim. Soğumaya bırakalım.
Labne ve şekeri bir kapta çırpalım. Kremayı ekleyip çırpmaya devam edelim. Yumurta ve vanilya esansını da ekleyip hafifçe, içine çok hava kaçırmadan karıştıralım.
Buzdolabından çıkardığımız kalıbımıza dökelim ve içindeki fazla havanın çıkması için tezgaha birkaç defa vuralım.
Soğuyan bal kabaklarını üzerine serpiştirelim.
Kekimizi su banyosu içine koymamız gerek bunun için fırın tepsimize kaynamış su koyalım. Kalıbımızı içine yerleştirelim. İçine su kaçmasından korkuyorsanız kabın çevresini aluminyum folyo ile sarabilirsiniz. Fırına verelim ve 40 dakika pişirelim.

Burada önemli olan tatlımızın aşamalı olarak soğumasıdır. Önce yarım saat fırının içinde soğumalıdır. Sonra yarım saat dışarıda soğumalıdır. Hiçbir sıcaklık kalmadıktan sonra buzdolabına konmalı ve en az 6 saat bekletilmelidir.
Üzerine karamel veya meyve sosuyla servis edebilirsiniz.
Afiyet bal şeker olsun.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s